Av. İsmail DEMİRDÜZEN
Dünya Türkmenler Birliği Genel Başkanı
Dünya Türkmenler Birliği, Dünya Türkmenler Yardımlaşma Dayanışma Gençlik ve Spor Kulübü Derneği, ismi içerisinde geçen Türkmenler kelimesinin dernek ismi içerisinde kullanılmasının 5253 sayılı yasa gereği İçişleri Bakanlığı’nın iznine tabi olması ve İçişleri Bakanlığı’nın da anılan yasanın 28. maddesi gereğince, uygun görülmediğinden bahisle gerekli izni vermemesi nedeniyle, Türkmen ismini Dernek adı içerisinde kullanabilmek için hukuk mücadelesine başladı.
Dünya Türkmenler Birliği Genel Başkanı Av. İsmail DEMİRDÜZEN, İçişleri Bakanlığı’nın 26.09.2008 tarih ve 3291 sayılı, Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın 08.10.2008 tarih ve 3317 sayılı Türkmen isminin dernek adı olarak kullanılmayacağına dair kararının HUKUKA, HAKKANİYETE VE HUKUK DEVLETİ ANLAYIŞINA uygun düşmeyeceği düşüncesiyle bu kararların iptali için Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne iç İşleri Bakanlığı aleyhine dava açmıştır.
Yapılan yargılama neticesinde Sayın Ankara 7. İdare Mahkemesi Sayın Başkanlığı 13.11.2009 tarih ve 2008/2035 E, 2009/1668 K sayılı ilamı ile “ … Türk Milli Kültürü ve çağdaş, medeni , kültür çerçevesinde milli birlik ve beraberliğimizin temeli olan Türk Kültürüne büyük katkı sağlayan Türkmen kültürünü araştırmak, yaşatmak geliştirmek yeni kuşaklara geniş kitlelere ve Çukurovalıya tanıtmak amacıyla kurulmuş olan davacı derneğin…TÜRK MİLLETİNİN BİRLİK VE BERABERLİĞİ İÇİN FAALİYET GÖSTEREN BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ OLDUĞU…Türkmen kelimesinin dernek adı içerisinde kullanılmasının uygun görülmediği yönünde tesis edilen dava konusu işlemlerde HUKUKA UYGUNLUK BULUNMAMIŞTIR.
Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemlerin İPTALİNE… “ şeklinde karar vererek dünyaca ünlü Türk Adaletinin bir defa daha yüceliğini yedi düvele göstermiştir.
Yukarıda kısaca özetlemiş olduğumuz mahkeme kararı ile anamızın ak sütü gibi helal Türkmen ismini dernek adı olarak kullanabilmek hakkını aldığımız gibi bir de “TÜRK MİLLETİNİN BİRLİK VE BERABERLİĞİ İÇİN FAALİYET GÖSTEREN BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ” olduğumuz Türk mahkemeleri tarafından da tescillenmiş oldu.
Türk Milletinin çimentosu olan Yörük Türkmenler olarak mahkeme kararında da belirtildiği gibi biz bugüne kadar olduğu gibi yine bugünden sonra da yine TÜRK MİLLETİNİN BİRLİK VE BERABERLİĞİ İÇİN FAALİYET GÖSTEREN BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ olmaya devam edeceğiz.
En büyük Türk ve Türkmen Başı Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk “ arkadaşlar Toros dağlarına gidip bakınız orada bir Yörük çadırı varsa ve dumanı da tütüyorsa bizi bu dünyada hiçbir güç yenemez.”diyerek Yörük ve Türkmenlerin vatan ve milletine Sıtkı sadakatle bağlı olduğunu işaret etmiştir.
******************************************************** AŞIK KUL HASAN HAKKA YÜRÜDÜ
KUL HASAN(1933-12 Mart 2010)
1933 yılında Afşin’in Emirilyas köyünde doğdu. Asıl adı Hasan Gören’dir. Şiir ve türkülerle, köylerine gelip giden dedeler ve aşıklar aracılığıyla, çok küçük yaşlarda ilgilenmeye başladı.
Çocuk yaşlarda Adana’ya göçerek orada yaşamını sürdürmeye çalıştı. İlk şiir denemeleri de bu dönemde oldu.
Başta Aşık Meçhuli olmak üzere yöresindeki birçok aşığın yetişmesine katkıda bulundu.
Sonraki yıllarda Davut Sulari, Kul Ahmet, Mahzuni gibi birçok aşıkla arkadaşlık edip, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde dolaştı.
Bugüne dek birçok etkinliğe katılan Kul Hasan, ayrıca eserlerinin bir bölümünü birkaç albümde topladı
Toplumsal sorunlardan duygu ağırlıklı şiirlere dek değişik konuları işleyen Kul Hasan, bir kamu kuruluşundan emekli oldu.
Ozanımız 12 Mart 2010 tarihinde Ankara'da Hakk’a yürüdü.
14 Mart 2010 Pazar günü saat 14:30 da Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı Genel Merkezi önünde Hakk'a uğurlanacak...
BANA
Senden ayrılalı hiç yüzüm gülmez
Sensiz dünya hayal düş gelir bana
Çiçekler açılsa gönlüm açılmaz
Sensiz yaz ayları kış gelir bana
Hasret bitip didarına erince
Gonca gülüm gül cemalin görünce
Leblerinden aşk badesin alınca
Aşk muhabbet sevgi coş gelir bana
Gönlüm alçak yükseklerden uçamam
Ağyarın elinden bade içemem
Alem bir yan olsa senden geçemem
Sevdan cümlesinden baş gelir bana
Kul Hasan’ım her güzele aldanmam
Gerçek güzel görmeyince inanmam
Cennet huri gılman verseler almam
Sensiz dünya ahret boş gelir bana
SONRA
Çiçekli yaz bahar gelse bana ne
Nidem benim gülüm solduktan sonra
Benim için dünya bir çilehane
Hasret kıyamete kaldıktan sonra
Kahpe felek bu mu idi dileğim
Ömür boyu yaşam boyu çileyim
Bana gül diyorlar nasıl güleyim
Dost ağlayıp düşman güldükten sonra
Aşığım ya her güzele dost demem
Bülbülüm gül ağlamazsa gam yemem
Cennet huri gılman verse istemem
Ben o dosttan ayrı kaldıktan sonra
Kul Hasan’ım ahım yerde kalmasın
İkrarsız pirsizin yüzü gülmesin
Vefasız yar mezarıma gelmesin
Boşa ağlamasın öldükten sonra
**********************************************************
21 Mart 2010
YÖRÜK TÜRKMENLER,
TÜRKMENLİĞİ MAHKEME KARARI İLE GERİ ALDI
Av. İsmail DEMİRDÜZEN
Dünya Türkmenler Birliği Genel Başkanı
Dünya Türkmenler Birliği, Dünya Türkmenler Yardımlaşma Dayanışma Gençlik ve Spor Kulübü Derneği, ismi içerisinde geçen Türkmenler kelimesinin dernek ismi içerisinde kullanılmasının 5253 sayılı yasa gereği İçişleri Bakanlığı’nın iznine tabi olması ve İçişleri Bakanlığı’nın da anılan yasanın 28. maddesi gereğince, uygun görülmediğinden bahisle gerekli izni vermemesi nedeniyle, Türkmen ismini Dernek adı içerisinde kullanabilmek için hukuk mücadelesine başladı.
Dünya Türkmenler Birliği Genel Başkanı Av. İsmail DEMİRDÜZEN, İçişleri Bakanlığı’nın 26.09.2008 tarih ve 3291 sayılı, Dernekler Dairesi Başkanlığı’nın 08.10.2008 tarih ve 3317 sayılı Türkmen isminin dernek adı olarak kullanılmayacağına dair kararının HUKUKA, HAKKANİYETE VE HUKUK DEVLETİ ANLAYIŞINA uygun düşmeyeceği düşüncesiyle bu kararların iptali için Ankara 7. İdare Mahkemesi’ne iç İşleri Bakanlığı aleyhine dava açmıştır.
Yapılan yargılama neticesinde Sayın Ankara 7. İdare Mahkemesi Sayın Başkanlığı 13.11.2009 tarih ve 2008/2035 E, 2009/1668 K sayılı ilamı ile “ … Türk Milli Kültürü ve çağdaş, medeni , kültür çerçevesinde milli birlik ve beraberliğimizin temeli olan Türk Kültürüne büyük katkı sağlayan Türkmen kültürünü araştırmak, yaşatmak geliştirmek yeni kuşaklara geniş kitlelere ve Çukurovalıya tanıtmak amacıyla kurulmuş olan davacı derneğin…TÜRK MİLLETİNİN BİRLİK VE BERABERLİĞİ İÇİN FAALİYET GÖSTEREN BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ OLDUĞU…Türkmen kelimesinin dernek adı içerisinde kullanılmasının uygun görülmediği yönünde tesis edilen dava konusu işlemlerde HUKUKA UYGUNLUK BULUNMAMIŞTIR.
Açıklanan nedenlerle; dava konusu işlemlerin İPTALİNE… “ şeklinde karar vererek dünyaca ünlü Türk Adaletinin bir defa daha yüceliğini yedi düvele göstermiştir.
Yukarıda kısaca özetlemiş olduğumuz mahkeme kararı ile anamızın ak sütü gibi helal Türkmen ismini dernek adı olarak kullanabilmek hakkını aldığımız gibi bir de “TÜRK MİLLETİNİN BİRLİK VE BERABERLİĞİ İÇİN FAALİYET GÖSTEREN BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ” olduğumuz Türk mahkemeleri tarafından da tescillenmiş oldu.
Türk Milletinin çimentosu olan Yörük Türkmenler olarak mahkeme kararında da belirtildiği gibi biz bugüne kadar olduğu gibi yine bugünden sonra da yine TÜRK MİLLETİNİN BİRLİK VE BERABERLİĞİ İÇİN FAALİYET GÖSTEREN BİR SİVİL TOPLUM ÖRGÜTÜ olmaya devam edeceğiz.
En büyük Türk ve Türkmen Başı Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk “ arkadaşlar Toros dağlarına gidip bakınız orada bir Yörük çadırı varsa ve dumanı da tütüyorsa bizi bu dünyada hiçbir güç yenemez.”diyerek Yörük ve Türkmenlerin vatan ve milletine Sıtkı sadakatle bağlı olduğunu işaret etmiştir.
********************************************************
8 Mart 2010
KADINLAR GÜNÜ'NUN TARİHÇESİ...
Turap TOPRAK
8 Mart Türkiye'de ve dünyanın pek çok ülkesinde, kadınların hak ve eşitlik isteklerini dile getirdikleri, kadın olmaktan dolayı yaşadıkları sorunlarına dikkat çektikleri, bir araya geldikleri bir gündür. Bu tarihin uluslararası düzeyde kabul gören bir hal alması 1970'lere rastlasa da, bu tarihe kaynaklık eden olay ve dünya kadınlarının ortak bir gün kutlama isteğinin gündeme gelişi 1800'lerin ortasına rastlar.
ABD'nin New York kentindeki Cotton tekstil fabrikasında çalışan işçi kadınlar, 1800lü yılların ortalarından beri daha iyi çalışma koşulları, emeklerinin karşılığında hakkettikleri ücret ve daha iyi yaşam için mücadele
vermektedirler. Ama, bunca yıllık mücadeleye karşın elde edebildikleri pek bir hak yoktur. En sonunda, haklarını alabilmek için son çarelerden biri olan greve baş vururlar ve grev ilan ederler. Patronların buna verdiği cevap
ise hunharca bir saldırı olur. Patronlar ve onlarla iş birliği yapan "gardiyan"lar işçi kadınları fabrika binasına kilitler. Patronlar, bu yolla işçi kadınlara destek veren sendika aktivistlerinin grev yapan kadınlarla dayanışmaya girmelerini önlemek amacını gütmektedir. Patronların korkusu,işçi kadınların verdikleri kavganın güçlenmesi ve grevin başka fabrikalara sıçramasıdır.
Fabrika binasında birdenbire beklenmedik bir yangın baş gösterir, kısa bir süre içinde binanın hemen hemen tümü alevlere teslim olur. İçerde bulunan kadın işçilerden yalnızca çok azı kaçarak canlarını kurtarabilir. Fabrikanın
çevresinde barikatlar kurmuş olan karşı grevcilerin çemberini yarıp dışarı çıkabilmeyi ne yazık ki pek az emekçi kadın başarabilir. Fabrikada kapalı kalan yüzün üzerinde işçi kadın alevler içinde can verir.
Aynı yıl yine tekstil, tütün ve diğer endüstri kollarında kadın işçiler mücadeleyi devam ettirirler, işlerini bırakarak grev dalgasını sürdürürler.
Grevler 1909 yılında da devam eder. Manhattan'da tekstilde çalışan 20.000 kadın işçinin ilan ettiği grevde, binlercesi tutuklanır. Buna rağmen, grev önlenemez. İki ay süren grevin sonunda kadın işçiler kavgasını verdikleri hakları elde ederler;patronlar kadın işçilerin taleplerini kabul etmek zorunda kalırlar.
Amerikalı sosyalist kadınların inisiyatifiyle, kadınların seçme/seçilme hakkı, sosyalizm mücadelesi çerçevesinde "enternasyonal kadın mücadele günü" fikri doğar. Her şubat ayının sonuncu pazar gününün kadınların seçme/seçilme
hakkı konusunda etkinlikler ve toplantılar düzenlenmesi kararı alınır. 20 Şubat 1909 günü Amerika'nın hemen hemen bütün kentlerinde "Kadınlar Günü" kutlamaları yapılır.
1910 yılında sosyal demokrat partilerin Kopenhag'da düzenlediği ve 17 ülkeden 100'e yakın kadın delegenin katıldığı II. Enternasyonal Kadın Konferansı'nda Clara Zetkin' in girişimleriyle "II. Enternasyonal Kadın
Mücadele Günü" resmen kabul edilir. Bu günün anlamı, dünyanın neresinde olursa olsun kadınlara uygulanan sömürü ve baskıya karşı mücadele yürütülmesi zorunluluğudur. Kadınların seçme/seçilme hakkını alması, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve emperyalist savaşa karşı mücadele
bütün dünya kadınlarının ortak mücadele prensiplerinin başında yer almaktadır.
19 Mart 1911 günü, milyonlarca kadının katıldığı ilk "Enternasyonal Kadınlar Günü" Danimarka, Almanya Avusturya, İsviçre ve ABD'de gerçekleştirilir. 1912 yılında, düzenledikleri yürüyüşlerle Fransız, Hollandalı ve İsveçli kadınlar da katılırlar Kadınlar Günü'ne. Kadınların seçme/seçilme hakkı ve günlük çalışma süresinin 8 saate indirilmesi, insanca çalışma koşulları ve daha yüksek ücret talepleriyle başlayan proleter mücadele, kadınların
yürüttükleri mücadelenin temelini oluşturmaktadır.
1914 yılı, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Kadınlar Günü' nün büyük toplantılar ve yürüyüşlerle kutlandığı son yıl olur. Bu yıl da önceki talepler yinelenir ve "savaşa karşı savaş" sloganıyla, başlayan Birinci Dünya Savaşı'na karşıt tavır alınır.
Birinci Dünya Savaşı'nın beraberinde getirdiği acılar ve dertler nedeniyle 1917'ye kadar Kadınlar Günü yürüyüşleri ve etkinlikleri birkaç yıl boyunca yapılamaz. Tâ ki, 8 Mart 1917 günü Petrograd'da greve gitmelerine kadar. Kadın işçiler, bu grevi Kadınlar Günü'nde başlatarak bu güne özel bir anlam kazandırırlar. Aynı gün metal işçilerine delegeler göndererek onların da greve katılmalarını talep ederler. Grev dalgası çok kısa bir süre içinde tüm kente yayılır; 8 Mart akşamına kadar yaklaşık 120.000 işçi bu grevde yerlerini alır. 1921 yılında toplanan II. Enternasyonal Konferansı'nda 8 Mart'ın Dünya Kadınlar Günü olması kararlaştırılır.
İki dünya savaşı arasındaki zaman diliminde kadınların talepleri ve 8 Mart Kadınlar Günü'nde yoğunlaştırdıkları mücadelenin içeriğini, serbest ve yasal kürtaj hakkıyla işçi kadınların hamileliklerinde ve anne olduklarında koruma altına alınmaları konuları oluşturur. Ayrıca, aynı işe eşit ücret, günlük çalışma saatlerinin ücretlerde düşme olmadan azaltılması gibi konularda kadın-erkek eşitliği konusunda getirilen istemlerdir.
8 Mart, bu gelişme içinde Enternasyonal Kadınlar Günü olarak dünya çapında yayılmıştır. Kadınlar Günü, bugün de, aynı başlangıçta olduğu gibi, haksızlıklara, savaşa karşı; daha iyi yaşam ve çalışma koşulları, bağımsız ve sömürünün olmadığı bir düzen ve sınıfların ortadan kalktığı eşit bir toplum için verilen mücadele olarak algılanmaktadır.
TÜRKİYE'DE 8 MART
İlk kez 1921 yılında sosyalist kadınlar tarafından "Emekçi Kadınlar Günü" olarak kutlanmaya başlayan 8 Mart, 1975 yılında İlerici Kadınlar Derneği (İKD) tarafından daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. "Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı" programında Türkiye de etkilenmiş, 1975 yılında "Türkiye 1975 Kadın Yılı" kongresi yapılmıştır. 1980 askeri darbesinden sonra dört yıl anılmadı 8 Mart. 1984'ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından Dünya Kadınlar Günü kutlanmaya başlandı.
Kadınlar 80'li yıllarda 8 Mart'ı izinli yürüyüş ve şenliklerle kutlayamamışlarsa da, küçük gruplar mütevazi kutlamalarını sürdürdüler. 1990'lı yıllarda kadın kuruluşlarının sayı ve çeşitliliğinin artması ile
beraber 8 Mart daha geniş bir katılımla kutlanılır oldu.
Tüm Kadınlarımızın Dünya Kadınlar Gününü Kutluyoruz İyi ki Varsınız...
********************************************************
07 Temmuz 2009
ANADOLU SEVGİ BİRLİGİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ İKSİTADİ İŞLETME KURARAK YAYINCILIĞA BAŞLADI
2 Temmuz 2009
İNSANLIK SUÇU OLAN 2 TEMMUZ 1993 SİVAS KATLİAMI VEYA
SİVAS MADIMAK OLAYININ 16.İNCİ YILI
İşte size can alıcı canavarların aldığı canlarla ilgili haberler. Bunlar insan olabilir mi? İki saldırgan canavar da bu ateşte kendini yaktı 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 33 Alevi yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir. Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pek çok aydının yanı sıra Aziz Nesin bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti. 2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi. Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak oteli tutuşturulan perdelerler ve alt kattaki bulunan eşyalarla birlikte yakıldı otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi.
Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü. Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.
YARGILAMA :
Olaydan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124'ü hakkında "laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçlamasıyla dava açıldı,[1] geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994'te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15'er yıl, 3 sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında 3'er yıl, 6 sanık hakkında 2'şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını "taraflı, hukuka ve adalete aykırı" olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın "Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu" belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. 28 Kasım 1997'de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası'nın 146/1 maddesine göre idama[2] ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına[1] mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998'de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.[1]
Sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi ve bakanlığı sırasında onları hapisanede ziyaret etti.[3] Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33'e düştü.[3] Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak[1] ve Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamamıştır.[3] Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.
SİVAS KATLİAMI ÜZERİNE BESTELENEN TÜRKÜLER
Edip Akbayram, Türküler Yanmaz
Emekçi, Sivas Ağıdı
Grup Yorum, Sivas (Gün Tutuşur)
Mahzuni Şerif, Sivas Dramı
Zülfü Livaneli, Yangın Yeri Almora,
Güneşin Ozanları Radical Noise,
Çığlık Akın Eldes,
Madımak Moğollar,
Issızlığın Ortasında Antisilence,
Died On 2nd Of July
Aşık Gülabi, Sivas Madımakta Canlar
Metin - Kemal Kahraman, Renklerde Yaşamak
Ferhat Tunç, Kızılırmak Boylarında Bir Şehir DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
***********************************************************
03 Mart 2009
Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği'nden 2002 yılında HOŞGÖRÜ ÖDÜLÜ alan
YUSUF HAYALOĞLU HAYATINI KAYBETTİ
Bir süredir hastanede tedavi görmekte olan şair-şarkı sözü yazarı Yusuf Hayaloğlu hayatını kaybetti.
Akciğer kanseri olan Hayaloğlu'nun tedavi gördüğü Acıbadem Bakırköy Hastanesi'nde sabah karşı çoklu organ yetmezliğinden öldüğü açıklandı. Hayaloğlu'nun sanatçı arkadaşları hastaneye akın etti.
Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya'nın ağabeyi Şair Yusuf Hayaloğlu, bir süredir kanserle mücadele ediyordu. 13 şubat tarihinde baş ağrısı, halsizlik ve kusma şikayetiyle Bakırköy'deki Acıbadem Hastanesi'ne giden Hayaloğlu'nın yapılan tetkiklerin ardından akciğer kanseri olduğu ortaya çıktı. Akciğerde oluşan kanserli hücrelerin vücuduna yayıldığı öğrenildi.
"CENNETE GİTTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM"
Hayaloğlu'nun ölümü ile ilgili olarak yapılan basın açıklamasında Hayaloğlu'nun vücudunu saran kanserli hücreler ile ilgili olarak kemateropi tedavisine alındığını ancak bu tedaviye cevap vermeyince, geçtiğimiz Pazar günü hastanenin yoğun bakım ünitesine yatırıldığı ancak bu sabah karşı 07:30 sıralarında hayatını kaybettiği açıklandı. Hastanede bulunan Ahmet Kaya'nın eşi Gülten Kaya ve Hayaloğlu'nun kızı Hazal Hayaloğlu gözyaşlarına boğuldu. Babasının ölümünün çok erken olduğunu söyleyen kızı Hazal Hayaloğlu, 'Yarım kalan projeleri bulunuyordu. Cennete gittiğini düşünüyorum.Çok üzgünüm' şeklinde konuştu.
"GÜZEL ŞEYLER ÜRETTİ"
Ahmet Kaya'nın eşi ve Hayaloğlu'nun kız kardeşi olan Gülten Kaya ise ağabeyinin ölümü ile ilgili olarak, “ Kendisi çok gençti. Ölümü bize erken geldi. Ağabeyimin bütün şiirlerini gerek Ahmet olsun gerekse ben çok severdim. 'Ah ulan rıza' ve 'Biz üç kişiydik' şiirlerinde bize göre ağabeyim kendisi ve Ahmet'i anlatmıştır. Hatta şiirde ismi Bedirhan olan karakter eşim Ahmet, Suphi olan isim ise ağabeyim Yusuf'tur. Güzel şeyler üretti. Çok güzel ve çok yakışıklı olarak aramızdan ayrıldı.Diğer sevdikleriyle buluştuğunu düşünüyorum' diye konuştu.
"O EN ÖNEMLİ ŞAİRLERDEN BİRİYDİ"
Gazetecilerin “Hayaloğlu'nun Ahmet Kaya ile aynı yere gömülmesini vasiyet ettiği' sorusuna “Ağabeyim çok gençti. Vasiyet yazmak aklına bile gelmedi. Öyle bir şey yoktur" şeklinde cevap verdi. Hayaloğlu'nun hayatını kaybettiği haberini alan Suavi, Onur Akın gibi sanatçı arkadaşları da hastaneye gelerek aileye başsağlığı dileklerinde bulundu. Hastaneye gelen sanatçı Onur Akın 'Yaklaşık 5 ay önce görüşmüştük. Uzun süredir Dülger hastalığının bulunduğunu biliyorum ancak böyle bir rahatsızlığını bende bilmiyordum .O en önemli şairlerden biriydi. Yeri doldurulamaz bir arkadaşımız ağabeyimizdi' dedi Hayaloğlu'nun cenazesinin nerede ve ne zaman defnedileceği henüz belirlenmediği açıklandı.
Yusuf Hayaloğlu yarın 04 Mart 2009 Yeniköy Merkez Camii’nde kılınacak ikindi namazına takiben Yeniköy Mezarlığı’nda toprağa verilecek.
******************************************************** Ocak 2009 ETKİİNLİKLERİ
UĞUR MUMCU'YU ÖLÜMÜNÜN 16.YILINDA SAYGIYLA ANIYORUZ
14 Ocak 2009
Derneğimizin Onur Üyesi Ressam Engin Top ve arkadaşlarının karma resim ve heykel sergisi açılışı 17 Ocak 2009 Cumartesi Günü yapılacaktır. Sanatseverlerin ilgi ile izleyebileceği sergiye tüm dostları davet ediyoruz.
Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği
Yönetim Kurulu Üyeleri
RESİMLERİ BÜYÜTMEK İÇİN TIKLAYINIZ
1989-1992 Yılları arasında Üsküdar Belediye Başlığını yürüten Dr. Niyazi Yurtseven'in annesi NURİYE YURTSEVEN Üsküdar'daki evinde vefat etmiştir.Cenazesi 10 Ocak 2009 Cumartesi Üsküdar Yeni Camiden öğle namazına müteakip kaldırılacaktır. Yurtseven Ailesine başsağlığı ve merhumeye Allahtan Rahmet dileriz.
ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU ADINA BAŞKAN
HÜSEYİN EKİCİ
******************************************************** KİM YAZMIŞSA GÜZEL YAZMIŞ
Sayın Başbakan,
Birbirinden başarılı iki oğul babasısınız. Oğlunuz Burak alnının teriyle genç yaşta gemi aldı. Diğer oğlunuz Bilal, Dünya Bankası'ndaki başarılarıyla stratejik ortağınız Amerikan başkanı Bush'un bile iltifatlarına mazhar oldu. İkisi de pırlanta gibi, Allah bağışlasın.
Başbakan Recep Tayip Erdoğan
Demem o ki, bir evlat nasıl yetişir, bir baba evladına baktığında nasıl içi titrer, nasıl burnunun direği sızlayarak sever biliyorsunuz...
Ama oğlu ertesi gün askerlik kurası çekecek bir baba o geceyi nasıl geçirir, Güneydoğu'yu çeken oğlunu otobüse nasıl bindirir, 15 ay boyunca geceyi gündüze nasıl ekler, saat başı haberlerini nasıl içi içini yiyerek seyreder, telefonda konuştuğunda 'Operasyona gidiyoruz, hakkını helal et baba' diyen oğluna ne cevap verir, bilmiyorsunuz.
Çünkü dediğim gibi oğullarınızdan biri armatör oldu. Güneydoğu'da deniz yok, Atatürk Barajı da oğlunuzun gemisi için pek küçük kalır, yakışık almaz. Yani Burak güvende. Allah bağışlasın.
E diğer oğlunuz Bilal'de dediğim gibi Dünya bankası'ndaydı. Şimdi ise Dünya Bankası her nedense sözleşmesini yenilemediği için The Brooking Institution'da. İşi düşünce üretmek olan bu kuruluş da geçenlerde Diyarbakır'ın belediye başkanı Sayın !!!! Osman Baydemir'i ağırlamıştı, hatırlatırım. Yani sözün kısası Bilal de Washington'da, güvende. Allah bağışlasın.
O yüzden de 'Artık şehit cenazeleri görmek istemiyoruz' diyen bir vatandaşa gönül rahatlığıyla 'Askerlik yan gelip yatma yeri değildir, canım kardeşim' diyebiliyorsunuz.
Ben de artık şehit cenazeleri görmek istemeyenlerdenim, bu yüzden ben de sizin 'Canım kardeşim' diye hitap edebildiklerinizdenim. Can kardeşliğin verdiği samimiyet hissiyle, olanca içtenliğimle merak ediyorum.
Sayın Başbakan, 5 ayda verilen 50 şehidin ardından, 'Askerlik yan gelip yatma yeri değildir' dediğiniz için; şehitlere 'kelle' dediğiniz için hiç mi utanmıyorsunuz?
Bırakın politikaya devam etmeyi, meydanlarda büyük büyük laflar etmeyi; hala nasıl sokağa çıkabiliyorsunuz?
Artık neredeyse her gün kalkan cenazelerde o kadar kişi tek bir ağızdan sizi ve bakanlarınızı yuhalarken ne hissediyorsunuz? Yani mesela, 'Yan gelip değil, can verip yattılar' diye bağırırken binlerce kişi, 'Yer yarılsa da içine girsem' diyebiliyor musunuz?
Orada, şehitlerin cenazesinde, Ajan Smith gözlüklerinizle gizlerken yüzünüzü, neye daha çok üzülüyorsunuz? Şehitlere mi, düştüğünüz hale mi?
İktidarınızın ilk günlerinde terör sıfırken dört buçuk yılın sonunda gelinen durum nedeniyle hiç mi suçluluk duymuyorsunuz?
Şimdi sürekli 'şehitlik üzerinden siyaset yapmayın' diyorsunuz ya meydanlarda. Peki, o zaman tam seçim arifesinde niye şehit aileleri ile gazilere TOKİ aracılığıyla kurasız ucuz konut veriyorsunuz? Bu durumda asıl siz şe hitler üzerinden siyaset yapmış olmuyor musunuz?
Sayın Başbakan, bir baba olarak soruyorum size. Aynaya baktığınızda ne görüyorsunuz? Akşam yastığa başınızı koyduğunuzda uyuyabiliyor musunuz? Kelle deyip geçtiklerinizin ahından korkmuyor musunuz? O mağrur, çocuk bakışlı erler, onların babasız evlatları, anaların ağıtları, babaların 'Vatan Sağ olsun' derken titreyen dudakları hiç mi rüyanıza girmiyor?
Bir 'canım kardeşiniz' olarak olanca samimiyetimle soruyorum. Bu kadar sevilmemek nasıl bir duygu Sayın Başbakan?
Ha, bu arada. Bir oğlunuz, Bilal, hani stratejik ortağınız Bush'un iltifatlarına mazhar olan, askere gitmedi. Diğeri, Burak, hani alnının teriyle gemi alan ise çürük raporu almış. Askerlik yapmayacakmış.
Ne diyeyim. Bilal'de, Burak'da pırlanta gibi çocuklar. Allah bağışlasın.'
***TÜRK KANI TAŞIYAN HERKES LÜTFEN BU MAİLİ HERKESE ULAŞ TIRSIN!!!***
********************************************************* FIKRA
ŞAPKACI VE MAYMUN AKLI
İsmail Hakkı BARAN OKS Rehberlik Uzmanı
Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş. Adam biraz yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış, bir ağacın altına oturmuş.
Şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış.
Birkaç saat sonra adam tuhaf sesler duyarak uyanmış.
Bir de bakmış ki yanındaki sepet bomboş. Şapkalar gitmiş. Kafasını kaldırıp ağaca bakmış ki, ağacın dallarında bir sürü maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları...
Adam düşünmeğe başlamış : ' Ben şimdi ne yapıcam, şapkaları bu maymunlardan nasıl geri alacam ? '
Düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bakmış ki, maymunlar da adamın taklidini yapıyorlar, kafalarını kaşıyorlar. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlarda... derken adam ne yapacağını bulmuş, kendi kafasındaki şapkayı çıkarıp yere atmış, maymunlar da...
Adam böylece bütün şapkaları geri almış, sepetine koyup yoluna devam etmiş.
Aradan 50 yıl geçmiş...Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana düşmüş. Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini yanına koymuş ve uykuya dalmış... Bir saat sonra uyanmış,birde bakmış ki sepetin içinde şapkalar yok... Darken tuhaf sesler duymuş, birde kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bir sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka. Düşünmüş... ' Dedem yıllar önce bana bir hikaye anlatmıştı... ne yapacağımı çok iyi biliyorum...'
Adam kafasını kaşımaya başlamış, maymunlar da aynısını yapmışlar... adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da.. ve adam gülümseyerek kendi başındaki şapkayı çıkarmış yere atmış...
o anda ağaçtaki maymunlardan biri yere inmiş, adamın yere attığı şapkayı kapmış, adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş:
'Sadece senin mi deden var şerefsiz !!!' :))))
********************************************************
23 Kasım 2008
ANADOLU SEVGİ BİRLİGİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ YÖNETİM KURULU VE
YAYIN KURULU
Refika-Tuncay Yalçın ve Hürü-Hüseyin Özdemir çifti Almanya'da tişört bastırarak Türkmenlerin Sesi Radyosu'nun açılması için eylemlerini sürdürmeleri sonucu bizim duyarsız davranmamız düşünülemezdi. 30 Ağustos Zafer Bayramında zorunlu olarak Radyomuzun açılması gerçekleştirildi.
********************************************************
11.10.2008
Hüseyin EKİCİ - Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği ve Türkmenlerin Sesi İnternet Radyosu Yayın Kurulu Başkanı. Dünyanın dört bir tarafında bulunan Türkmenleri ve dostlarını selamlıyor. Aşık Ali Sultan herzaman olduğu gibi yine candan yüreğini ortaya koyan Anadolunun özgün ozanı olarak herkesin gönlünü fethetti. 1.Türkmen Günü Şenliğinde gelen konuklarımıza ikramda bulunulmak üzere evlerden yapılıp gelen içli köfteler, kömbeler, dolmalar, kete, çörek, börek gibi Türkmenlere has yemekler gelmeye başladı. Bunları kabul eden Ayfer Ada(Yönetim Kurulu Üyesi) ve Müjgan Çalışkan görülüyor Türkmenlerin Ablası Münevver Özkan, Ayfer Ada ve Derya Demirhan ile birlikte görevlerinin başındalar Türkmen bacılar birarada Türkmen Günü Şenliğine ilk çiçek Almanya'dan Refika-Tuncay Yalçın çiftinden geldi. Hüseyin Ekici-Konuklarını beklerken Eskimeyen dost, eskimeyen ozan Ali Sultan Yönetim Kurulu üyesi Kazım Özer, Ayfer Ada, Derya Demirhan, Sunucularimizdan Filiz Pekuz Şenliğe gelen Ozan Ali Çınar, Ozan Selahattin Akarsu, Yazar Süleyman Zaman ilk gelenler arasındaydı. Aşık Ali Sultan, Selahattin Akarsu ve Süleyman Zaman Ozanlarımız Erdal Yoksuli ve Ozan Turabi Ozan Garip Ferhat Dernek üyemiz Kemal Kaya ile Hüseyin Ekici Canlı yayın konuşmasını yaparken Sanatçımız Fatma Akyüz canlı yayında. Bağlama Erdal Yoksuli Konuk sanatçımız Hubyarlı Murat Yıldırım Erdal Yoksuli ağlatan sazı ve kendine özgü türküleriyle güzel bir resital yaptı Ozan Garip Ferhat bu etkinliğimizde de yöresel türküleriyle yine göz doldurdu Konuklarımız arasında bedensel özürlü Bilal Koç canlı yayında türküleriyle gönüllere taht kurdu Hüseyin Ekici internetteen gelen iletileri okuyor ve yanit veriyor. Sanatçı Mehmet Çınar izlerken görülüyor. Canlı yayından bir enstantane. Sanatçılarımız Mehmet Çınar ve Ali Çınar konuklarımızla birlikteler Fatma Akyüz yayına girmeden önce Radyomuzun Teknik Yönetmeni Fevzi Özcan ile birlikte Bestekar Erol İkisivri, Ozan Yılmaz Karataş, Ozan Turabi Gelen konuklarımız dostluklarını burada pekiştiriyorlar. Soldan saga, Mehmet Ali Ada, Murat Ekici, Ahmet Ada ve Ayfer Ada birlikte tarihi günü ölümsüzleştirdiler. Neşe ve İsmail Aydoğmuş çifti Aşık Ali Sultan'la Türkmen Günü dostların birarada hatıralarını yadettiği bir gün olarakta anılacaktır. Kazım Özer,Ozan Turabi, Neşe Aydoğmuş,Ali Sultan,İsmail Aydoğmuş birarada hatıra fotoğrafı çektirdiler.
********************************************************
30.09.2008
Murat EKİCİ
Bayramlar, insanlar arasındaki karşılıklı sevgi ve saygının perçinlendiği günlerdir.
Bayramlar, insanların birbirleriyle olan dargınlıklarını unuttukları, barıştıkları, kardeşçe kucaklaştıkları günlerdir.
Bayramlar,milli ve dini duyguların, inançların, örf ve adetlerin uygulanıp sergilendiği, bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir.
Hep bir arada, sevgi dolu ve huzurlu nice bayramlar geçirmek dileğiyle, Şeker Bayramımız kutlu olsun!
DSP'NİN İFTAR YEMEĞİNDE BULUŞMA DSP Üsküdar İlçe Başkanlığının İftar yemeğinde DSP İstanbul Milletvekili Ayşe Jale Ağırbaş, Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı S.M.Mali Müşavir Hüseyin Ekici ve arkadaşları DSP'liler ile birlikte
********************************************************
30 Ağustos 2008 Canlı yayın ekibimiz görev başındalar. Soldan sağa Sunucumuz Yeliz Pekuz, Filiz Pekuz ve Teknik Yönetmenimiz Fevzi Özcan(ortada) Canlı yayın ekibi Soldan sağa Sunucu Yeliz Pekuz, Yönetim Kurulu Üyesi Ayfer Ada, Sunucu Filiz Pekuz. Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği ve Türkmenlerin Sesi Radyosu Yayın Kurulu Başkanı 30 Ağustos Zafer Bayramı mesajını okurken Derneğimizin Yönetim Kurulu Üyeleri Fatma Yılmaz, Şemsettin Yılmaz,Hüseyin Ekici,Derya Demirhan, Ayfer Ada. DSP Üsküdar İlçe Başkanı İnci Sılay ve yönetim Kurulu üyeleri Dernek üyelerimizle birlikte 30 Ağustos Zafer Bayramına katılanlar Ata'nın huzurunda imza defterine sırayla imza atıyorlar Türk Halk Müziğinin sevilen sanatçısı FATMA AKYÜZ canlı yayında İstek üzerine programını sürdüren Fatma Akyüz Türkü ve Deyişleriyle gönülleri fethetti. Udi Bestekar Ruşen Yılmaz Canlı yayında Ata'mızın sevdiği Rumeli Türküleriye dinleyenleriyle buluştu Bestekar Erol İkisivri canlı yayında dinleyenlerine beste ve deyişleriyle seslendi, gönülleri fethetti Sanatkarlarımız Erdal Yolsuli ve Ozan Turabi Canlı yayında çok büyük bir beğeni takdir aldılar Süleyman Zaman konuşmalarıyla her zaman olduğu gibi birikimlerini radyo dinleyicileriyle paylaşırken Ozan Garip Ferhat canlı yayında halkın ozanı özelliğinini gösterdi Süleyman Zaman, Teori Dergisi Yazarı Mehmet Ulusoy, Gazeteci, Yazar Dursun Özden konuşmalarıyla çok büyük mesaj verdiler Süleyman Zaman ve Ozan Garip Ferhat'ın canlı yayın konuğu Hüseyin Ekici Bestekar Erol İkisivri, Ozan Yılmaz Karataş ve Ozan Erdal Yoksuli konuklarımız arasında canlı yayın öncesi Şair Kemal Uğur, Şair Ahmet Akar, Hüseyin Ekici, Ozan Alişan Doğanay Şair Doğan Duman Özdemir kendi şiirlerinden bir demet şiir dinletisi ile canlı yayında Konuklarımız canlı yayını dinliyorlar Şair İsmail Aydoğmuş Konuklarımızla sohbet ederken Sultanbeyli Cem Evi Dedesi Mustafa Özdemir ve Fazlı Özdemir Dede'de törenimizde idi ve canlı yayın konuklarıydı. Konuşmaları ilgiyle izlendi. Kazım Karabekir Cem ve Kültür Derneği Başkanı Düzgün Görgeç Törenimize iştirak edenlerdendi. 30 Ağustos Resepsiyonu ve canlı yayına gelen Görmezleri Topluma Kazandırma Müzisyenleri Derneği Başkanı Haydar Dik ve Ruşen Yılmaz Usta ve Derneğimizin üyesi Bestekar Erol İkisivri yayına girmeden önce Divriği Uzunkaya Köyü Dernek Başkanı Hüseyin Polat, Hüseyin Ekici ile 30 Ağustos Resepsiyonuna katılan en küçük büyüğümüz EREN Radyomuzun Teknik Yönetmeni Fevzi Özcan Derneğimizin üç değerli bayan üyesi Ayfer Ada, Fatma Yılmaz, ve Derya Demirhan Türkmenlerin Sesi Radyosu canlı yayın ekibi Yeliz Pekuz, Ayfer Ada, Filiz Pekuz
********************************************************
14.08.2008
TÜRKMENLERİN SESİ RADYOMUZ AVRUPA BASININDA
Anasayfa - Değişik
"TÜRKMENLERİN, Sesi Radyomuz" yeniden yayına açılıyor. Türkmenlerin Sesi Radyosu, muhabirler arıyor. Muhabirler Birliği, Tanıtım Kurulu, Danışma Kurulu. (Derneğe üyelik halinde yayın kurulunda) görev almak isteyenlerin radyomuza başvurmaları rica olunur. Bize; www.igdelininsesi.com.tr www.huseyinekici.com.tr www.anadolusevgibirligi.org tan ulaşabilirsiniz.
SCHUFA, Probleme! Wir helfen! http://www.torrox.yopage.de
ÜRETİCİDEN, baskıyla market ve herçeşit poşetler. Tel: 0049206/5424411, 0049(0)177/6117179.
İMSAKİYE, kuşe, yaldızlı, özel imsakiye ve A'dan-Z'ye reklam ürünleriyle tüm Avrupa'ya hızlı servis. Tel: +49(0)8221/916711 www.intpro.eu
********************************************* DEĞERLİ DOSTLAR,
Almanyada yaşayan Refika-Tuncay Yalçın çiftinin Radyonun yeniden açılması için başlattıkları imza kampanyası sonucu 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Derneğimizce yapacağımız etkinliğin Radyomuzda canlı olarak naklen yayın yapılmasına karar vermiştik.
Almanya'da yaşayan Tuncay-Refika Yalçın çifti bizden önce davranıp Almanya'da yayınlanan Hürriyet Gazetesi'nde yukarıdaki ilan yayınlatılmış bile.
Bize güvenen, bizimle birlikte olan ve radyomuzu destekleyen başta YALÇIN çifti olmak üzere herkese candan teşekkürlerimizi arz ederiz.
İmza kampanyasında imzası bulunan tüm dostlarımız Radyomuzun Danışma Kurulu üyesidirler.
Radyomuzda yapılacak canlı yayında herkes telefonla, msn ile, ileti yoluyla veya bizzat katılabilir.
Düşüncelerini canlı olarak paylaşabilirler.
7.İNCİSİ YAPILACAK OLAN GELENEKSEL İĞDELİ KÖYÜ ŞENLİKLERİ ERKEN BAŞLADI
Etkinlikle ilgili geniş haber ve resimler www.huseyinekici.com.tr web sitesinden takip edilebilir.
Gecenin Sunucusu: Oğuzhan CEYLAN
Etkinlik, mezar ziyareti, piknikte topluca buluşma ve akşam üstü başlayan şenlikte halaylarla başlayan coşku geç vakitlere kadar sürdü.
ESKİMEYEN OZAN ALİ KIZILTUĞ 7.İNCİ İĞDELİ KÖYÜ ŞENLİĞİ'NDE
Şenlik Haberlerinin Devamı www.huseyinekici.com.tr den izlenebilir
ETİKİLNLİK GELEN 1
ÖNCE ÖLÜYE SAYGI Çok genç yaşta aramızdan ayrılan gençlerimizden UĞUR ÇAKICI'NIN mezarını köyümüzün gençleri yaptırdı
Çok genç yaşta aramızdan ayrılan gençlerimizden REMZİ TATAR'IN mezarını da köyümüzün gençleri yaptırdı
Köye İlk gelenlerden EYLÜL konuklarını bekliyor
Geçen yılın Eylül Bebeği yürümeye başladı. Konuklarına sevgilerini sunacak.
Eylül Dedesinin ve babaannesinin kucağında mutlu. Çünkü yakında şenlik var.
EYLÜL bir krakere Dedesine yardım ediyor.Geleceğin çalışkan İğdeli'lisi bu işte.
********************************************************
07.06.2008
Fotoğraflar: Pekcan EKİCİ
Davut Sulari'nin torunu BERRİN SULARİ bir konuşma yaparak ve Dedesinin türkülerinden bir demet sunarak katkıda bulundu.
Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Hüseyin Ekici konuklarıyla
ANLAMLI BİR EYLEM: Radyo Mahzuni Radyosu yöneticisi Almanya'da Tuncay Yalçın ve eşi Refika Yalçın'ın başlattığı "TÜRKMENLERİN SESİ RADYOSUNU İSTİYORUZ" imza kampanyasında giyilen tişörtü giyerek yayınını sürdürdü.
Radyo Mahzuni sunucuları hem canlı yayın yaptılar hem de etkinlikte bulundular.
Adil Ali Atalay, Nuri Derin konuklar arasında
Tokatlı Halil Aykut Dede etkinlikten ayrılırken
Berrin Sulari veda konuşmasında
Şair İsmail Aydoğmuş güzel sunumuyla herzamanki gibi tüm dostların gönlüne yine taht kurdu.
Konuk olarak bulunan Adil Ali Atalay kendi uslubüyle "Ozan nasıl olmadır" başlıklı uzun bir destan tadındaki şiiriyle halka hitap etti
Konuşmacılar Süleyman Zaman, Hüseyin Ekici ve Nuri Derin Üstad Davut Sulari'yi anlatan konuşmalarıyla göz doldurdular
Süleyman Zaman, Hüseyin Ekici ve Nuri Derin kürsüdeler
İzleyciler pür dikkat hatipleri dinliyorlar
******************************************************
17 Mayıs 2008
AŞIK MAHZUNİ ANMA ETKİNLİĞİ ŞİŞLİ İSTANBUL'DA YAPILDI
AŞIK MAHZUNİ
İsmail AYDOĞMUŞ açış konuşmasını yaparken
Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Kahraman EROĞLU teşekkür konuşması yaparken
Şakir GÜL Berçenek Mahzuni Çevre Köyleri Kültür Derneği Başkanı konuşma yaparken
Konuşmacılar: Hüseyin EKİCİ,Sadık GÜRBÜZ, Süleyman ZAMAN, Sunan: İsmail AYDOĞMUŞ
KATILAN SANATÇILARIMIZ
Cem ÇELEBİ
Erdoğan ESKİMEZ İTÜ Türk Halk Müziği Devlet Konservatuvarı San.Öğretim Görevlisi
Aşık Fikret ÜNAL
Erdal YOKSULİ
<*******************************************************
05 Nisan 2008
HUBYAR EĞİTİM VAKFI'NDA
ALEVİLİK VE LAİKLİK KONULU PANEL
KONUŞMACILAR
Süleyman ZAMAN(Şair-Yazar)
Hüseyin EKİCİ(Araştırmacı Yazar-Şair)
Yöneten:İsmail AYDOĞMUŞ(Şair-Yazar)
Lütfi KALELİ(Yazar), Erol KAPUKAYA(İnanç Önderi)
TARİH: 05 Nisan 2008 Cumartesi Saat 14-17 Yer : Hubyar Eğitim Vakfı Salonu
Mahmut Şevket Paşa Çamözü Sok. No24/6
Okmeydanı/ŞİŞLİ
Tel : 0212-361 64 64-65
NOT: Bu etkinlikle ilgili resimler elimize geçtiği takdirde onları da burada yayınlayacağız.
******************************************************
29 Mart 2008 AŞIK VEYSEL ANMA ETKİNLİĞİ
Konuşmacılar: Hüseyin EKİCİ, Sait KAYA, Sunan: İsmail AYDOĞMUŞ
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı İstanbul Şubesi Okmeydanı/İstanbul
Yazar Süleyman Zaman konuşmaları dikkatle izliyor
Erdal Yoksuli Aşık Veysel türküleriyle tüm izleyicilerin gönlünü kazandı
Hüseyin Ekici konuşmalardan sonra alkışlar arasında
Şair İsmail Aydoğmuş sunumuyla, Sait Kaya ve Hüseyin Ekici konuşmalarıyla Aşık Veysel'i anlattılar.
Önce sinevizyon gösterimi yapıldı .Aşık Veysel Türküleriyle Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı İstanbul Şubesinin korosu engin çalışmalarıyla gençlerimiz bizlere gelecek için umut vaat ettiler.
********************************************************
Temmuz 2008 2 Temmuz 1993 saatler durdu 15.İNCİ YILINDA SİVAS MADIMAK KATLİAMI
2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 33 Alevi yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.
Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pek çok aydının yanı sıra Aziz Nesin bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.
2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.
Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak oteli tutusturalan perdelerler ve alt kattaki bulunan esyalarla birlikte yakildi otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok ve Hasret Gültekin'in de bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.
Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.
YARGILAMA :
Olaydan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124'ü hakkında "laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma" suçlamasıyla dava açıldı,[1] geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994'te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15'er yıl, 3 sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında 3'er yıl, 6 sanık hakkında 2'şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.
Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını "taraflı, hukuka ve adalete aykırı" olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katliamın "Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu" belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.
28 Kasım 1997'de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası'nın 146/1 maddesine göre idama[2] ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına[1] mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998'de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.[1]
Sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi ve bakanlığı sırasında onları hapisanede ziyaret etti.[3]
Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33'e düştü.[3] Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak[1] ve Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamamıştır.[3]
Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.
HAYATINI KAYBEDENLER
Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
Gülender Akça - 25 yaşında
Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar
Ahmet Alan - 22 yaşında
Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci
Sehergül Ateş - 30 yaşında
Behçet Aysan - 44 yaşında, şair
Erdal Ayrancı - 35 yaşında
Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
Belkıs Çakır- 18 yaşında
Serpil Canik - 19 yaşında
Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
Serkan Doğan - 19 yaşında
Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi
Murat Güneş,Murat Gündüz - 22 yaşında
Gülsüm Karababa -22 yaşında
Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
Koray Kaya - 12 yaşında
Menekşe Kaya - 17 yaşında
Handan Metin - 20 yaşında
Sait Metin - 23 yaşında
Huriye Özkan - 22 yaşında
Yeşim Özkan - 20 yaşında
Ahmet Öztürk - 21 yaşında
Ahmet Özyurt - 21 yaşında
Nurcan Şahin - 18 yaşında
Özlem Şahin - 17 yaşında
Asuman Sivri - 16 yaşında
Yasemin Sivri - 19 yaşında
Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
İnci Türk - 22 yaşında
Kenan Yılmaz - 21 yaşında
SİVAS KATLİAMI ÜZERİNE BESTELENEN TÜRKÜLER
Edip Akbayram, Türküler Yanmaz
Emekçi, Sivas Ağıdı
Grup Yorum, Sivas (Gün Tutuşur)
Mahzuni Şerif, Sivas Dramı
Zülfü Livaneli, Yangın Yeri
Almora, Güneşin Ozanları
Radical Noise, Çığlık
Akın Eldes, Madımak
Moğollar, Issızlığın Ortasında
Antisilence, Died On 2nd Of July
Aşık Gülabi, Sivas Madımakta Canlar
Metin - Kemal Kahraman, Renklerde Yaşamak
Ferhat Tunç, Kızılırmak Boylarında Bir Şehir
Hüseyin EKİCİ - Şair-Yazar, Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Nuri DERİN – Araştırmacı-Yazar Süleyman ZAMAN - Araştırmacı-Yazar
MÜZİK DİNLETİLERİ
Berrin SULARİ – Özlem SULARİ – Öznur SULARİ (Davut Sulari'nin Halk Müziği Sanatçıları torunları) Ayrıca Derneğimize kayıtlı-kayıtsız tüm şair ve sanatçılar davetlidir
YÖNETMEN
İsmail AYDOĞMUŞ - Şair
DÜZENLEYEN
Anadolu Sevgi Birliği Kültür ve Dayanışma Derneği
Tarih : 07 Haziran 2008 Cumartesi
Saat : 14:00-18:00 Adres : Çamlıca, Kısıklı Mah. Bulgurlu Cad. Tepelik Sok. No.10
Üsküdar-İstanbul
Tel : 0216-443 60 98 – 443 03 56 Fax : 0216-316 93 69