ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ
NEDEN VE NASIL KURULDU?
Yavru Vatan Kıbrıs Beşparmak dağlarından bir görüntü
Hüseyin EKİCİ
Yıl 1977 idi. Ben ise TÜRKİYE BİRLİK PARTİSİ İSTANBUL İL BAŞKANI idim. Partime şahsım adına yazılı bir davetiye gelmişti. Bir konferans davetiyesi idi. Protokole uyup Beyoğlu’ndaki ODAKULE toplantı salonundaki toplantıya İstanbul’un üst düzeyde yöneticilerinden, komutanlarına ve gazete yönetici ve sahiplerine kadar herkes davetli idi.
Konferansta , konuşmacı yaklaşık olarak 2.5 saatlik konuşmasının sonunu HACIBEKTAŞ VELİ’ye getirip bağlamıştı. O zaman kendimden çok utanmıştım. Çünkü bu konuda kendimizi hep Alevi - Bektaşi düşünceye mensup biri olarak görüyorduk. Ama hep içe dönüktük. Dışarıda salkıyarak, gizleyerek kendi aramızdaki görüşmelerimizde ise mangalda kül bırakmıyorduk. Ancak dışardan bir tanımadığımız geldiğinde ise susuyor ve kendimizi gizliyorduk.
BU KONFERANS GÖZÜMÜ AÇTI
Asırlardır kendini gizleyen ve ifade edemeyen bir toplumun fertleri olarak nasıl olacaktı da her yerde ve her zeminde kendimizi rahatlıkla söyleyebilecektik. Parti içinde kendi aramızda özel olarak her şeyi konuşuyorduk. Ama ya dışarıda, iş yerlerimizde, komşularımızda neden kendimizi açıklayıp biz Aleviyiz diyemiyorduk? Bunu sorgulayıp duruyordum kendi kendime. Sonunda bu düşüncemi Merhum Hocam ve aynı zamanda Türkiye Birlik Partisi İl Başkanı olduğumda bana Fahri Danışmanlık yapan ABİDİN NESİMİ’YE konuyu açtım. Kendileri çok memnun ve mütehassıs olduklarını bu konunun açıklanabilmesi için elinden geleni yapabileceğini söyledi. Ben de kendilerine ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ adında bir dernek kurmak düşüncesinde olduğumu söyledim.
ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ DÜŞÜNCESİ NEDİR?
Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu’ya doğudan gelen MOĞOL baskınları büyük zarar veriyordu. Anadolu Selçuklu Beyleri kendilerine dokunmayan yılana bin yaşasın düşüncesinde idi. Anadolu çeşitli beyliklere bölünmüş, parçalanmış darmadağın olmuştu. Amasya yöresinde BABAİ İSYANLARI çıkmış Hacı Bektaş Veli de bu isyanlarda rol almıştı. İsyanları bastırmak için Anadolu Selçuklu Sultanları Moğollardan aldıkları destekle şimdiki Kayseri yakınlarında isyanlar bastırılmış Hacı Bektaş’ın kardeşi Menteş Sivas’ta yakalanıp asılmış, Hacı Bektaş ise 5 yıl kaçıp izini kaybettirmişti.
Hacı Bektaşi Veli bu işin isyanlarla değil farklı bir biçimde halkın tümünün örgütlenmesi ile ancak baş edilebileceğini düşünerek bu kez Konya’ya yakın, Hıristiyanların merkezlerine yakın ve Anadolu’nun tam göbeğine her yandan ulaşımın kolay olabileceği bir merkez seçerek 7 haneli SULUCAKARAHÖYÜK KÖYÜNE şimdiki Hacıbektaş İlçesi’nin bulunduğu yeri mekan seçmişti.
Hacı Bektaş bu kez daha deneyimli bir biçimde DÜNYAYA SULTAN OLMAK İÇİN DEĞİL GÖNÜLLERE SULTAN OLMAK İÇİN gelmişti. Derviş olarak gelip yerleştiği Sulucakarahöyük’te kurduğu dergahta halkı eğitmek, örgütlemek ve bilinçli bir toplum yaratmak için ateşini yakmıştı. Bu ateş SEVGİ ATEŞİ idi. Sevgi ateşi etrafında bu birlik kurulabilir ve de kıyamete kadar bu ateşi kimse söndüremezdi. Söndürülemeyen bu SEVGİ ATEŞİNİN etrafındaki birlik ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ şeklinde halkın örgütlenmesinin örgütsel, kitlesel ve bilinçli bir toplum yaratmayla mümkün olabilirdi. Bunu yarattı HACIBEKTAŞ VELİ.
ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ KÜLTÜR VE DAYANIŞMA DERNEĞİ’NİN kuruluş Gerekçesi işte böyle ortaya çıkmıştı. Eğitimli, örgütlü ve bilinçli toplum yaratmak ve sevgi çemberi etrafında toplanmak.
Ancak, 1977 yılında İl Başkanlığım sırasında Haziran ve Kasım aylarında üst üste yapılan Genel ve Yerel Seçimlerdeki yoğunluk nedeniyle aklımızdan geçen Derneğin kurulma çalışmalarının ertelenmesini düşündük. Seçim sonrası Ülkemizde her gün ortalama 20-25 kişi öldürülüyor kan gövdeyi götürüyordu. Bu şartlar altında bir yandan parti çalışmalarım diğer yandan ölü doğacak bir derneğin kurulmasını istemiyordum. Ülkemizde insanların birbirini sevmediği,sevmemek için suni gerekçeler yarattığı bir dönem ortaya çıkmıştı. Asıl böyle bir derneğe tam gereksinim de vardı. Ülke zor günler geçiriyordu. Her an yeni bir dönem(Askeri Darbe) başlayabilir diye düşünceler ortaya atılmaya başlamıştı. Doğrusu Askeri bir darbe söylentileri bizleri rahatsız ediyordu. Parti içindeki konuşmalarımız ve halkı bilgilendirmemiz artık bu doğrultudaydı. .
12 EYLÜL 1980 ASKERİ DARBESİNİN GETİRDİKLERİ
12 Eylül Askeri Darbesi sonucu önce Siyasi Partiler, arkasından Dernek faaliyetleri durduruldu. Arkasından hem siyasi partiler tümüyle kapatıldı, hem de Sivil Toplum Örgütleri tümüyle kapatıldı. İkinci bir aşama ise, var olan Günlük Gazetelerin ve dergilerin dışında yeni bir dergi veya gazete çıkartılması yasaklandı. Yani halkın tüm ifade özgürlüğü elinden alındı. O zaman dedik ki; iyi ki derneği kurup tarihe gömmedik.
1984 YILI SIKIYÖNETİM KOORDİNASYON KURULU
KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ Sıkıyönetimce çalışmasına izin verilen tek Derneğimiz idi. Dernek Başkanımız merhum AHMET ÖZDEMİR tutuklanıp gözetim altına alındığında 1.Ordu Komutanlığı’nca SELİMİYE’de tutuklu iken hep şükreden sözleri karşısında Tutuklu evi Komutanı durumu fark edip üst komutana bildiriyor. Diyor ki; Komutanım bir dernek başkanı “Çok şükür Yarabbi bu günleri de bana gösterdin. Pirimin istediği oldu” diyor. Hep gülüyor ve neşeli tavırları dikkatimi çekti diyor. Komutan Rahmetli Ahmet Özdemir ile görüşüyor. O da soruyor. Neden şükrediyorsun. Biz sanki memnun muyuz sıkıyönetim olmasından ki sen durmadan şükrediyorsun diyor. O da elbette ben memnunum sizin komutanınızın emrinde çalışıyordum, şimdi de yine sizin komutanınızın emrinde can güvenliğim sağlanıyor, neden şükretmeyim diyor. Durum 1. Ordu komutanına aktarılıyor. O da hele bir araştırın bakalım bizim komutanımız kimmiş? Araştırılıp öğreniliyor ki; KARACAAHMET SULTAN Bizans’ı fethetmek için Anadolu’dan bizzat Hacı Bektaş tarafından gönderilmiş Türk Akıncılarının komutanı. Ve de hem Asker kökenli, hem de Tıp Doktoru. İşte o zaman sıkıyönetim komutanının özel izniyle Karacaahmet Sultan Derneği yeniden faaliyete geçiyor hem de “Sıkıyönetim Koordinasyon Kurulu” bu gibi kurulmuş olan dernek var ise o konuda daha dikkatli davranılması gerektiği gerekçesiyle görevini sürdürüyor.
ŞAHKULU SULTAN DERNEĞİ NASIL KURULDU
1985 yılının ortalarında KARACAAHMET SULTAN DERNEĞİ’NDE bir gurup arkadaşla ŞAHKULU SULTAN DERNEĞİ’NİN kurulması için bir girişimde bulunulmak üzere ben görevi üstlendim. 7 kişilik bir kurucu heyetle tüzüğü bizzat yazıp hazırladıktan sonra Kadıköy Kaymakamlık Makamı aracılığı ile başvuruda bulundum. Kuruluş aşamasında Derneğin Kurucu Başkanı olmam sıfatıyla ifadem alınmak üzere çağrıldığımda karşılaştığım tepkiler önce sert idi. Daha sonra Şah kulu İsyanları hakkında kısa bir bilgi verdikten sonra ŞAHKULU SULTAN KÜLLİYESİ içindeki büyük mezarın bir Osmanlı Paşasına ait olduğunu ve Paşanın vasiyeti üzerine o külliye içinde ve hatta dergahın önünde olduğunu söyledim. Sivil giyimli olan insanlar yaa biz bilmiyorduk. Biz de Şah kelimesini görünce doğrusu yanlış çağrışımlarda bulunduk. Dediler. O halde biz imza atıyoruz sen de faaliyetlerine başla dediler. Kısacası ŞAHKULU SULTAN DERNEĞİ Fikirtepe, Mandıra Cad. No125 Kadıköy adresindeki benim işyerimde kuruldu. Amacımız ise Aleviliğin dünyaya açılan penceresi olmaktı. Sırf orada lokma pişirip yedirmek değildi. Fakat yönetimdeki arkadaşlar Karacaahmet Sultan Derneğinde olduğu gibi sırf kurbanlar kesilsin, lokmalar yedirilsin düşüncesinde idiler. O nedenle benim orada onlarla olmam elbette düşünülemezdi. Zaten onlarda beni kendilerine safra olarak görüyorlardı. Öyle de oldu. Dernek yönetimi küçük ayak oyunlarıyla ve Aleviliğe yakışmayan bir davranışla yalancı şahitler tutarak tutanaklar tanzim edip beni ve benim gibi düşünenleri dernekten uzaklaştırdılar. Sonunda aynı dernek yöneticilerinin bir takım yolsuzlukları nedeniyle Türk Mahkemelerince cezaya çarptırılıp mahkum edildiler. Şimdi ise Vakıflaşıp MERDİVENKÖY TAHMİS SOKAK’TA faaliyetlerini devam ettirmektedirler.
1987 GENEL SEÇİMLERİ ÖNCESİ VE SONRASI
1984 yılında kuruluş faaliyetlerini sürdürdüğüm ŞAHKULU SULTAN DERNEĞİ'NİN çalışmaları sırasında yaklaşık 16 ay 20 gün kadar süren rahatsızlığım benim hareket kabiliyetimi kısıtladı. Tekrar ayağa kalkıp çıktığımda 1987 seçim dönemine girilmişti. Ben de o zaman eski partili arkadaşlarımla SHP ye katılmış, orada siyasal faaliyetlerde bulunmayı ülke çıkarları açısından önemli görmüştük. SHP de Milletvekili adayı oluşumla Dernek faaliyetlerimi bir süre askıya almıştım.
1991 YILINDA SEMAH KÜLTÜR VAKFI KURULUŞ ÇALIŞMALARI
Yıllar öncesi fitillenen içimdeki ateşi artık yükseltmek için bir Vakıf kurulması gerektiğini sürekli söylüyordum. Sonunda bu ortam hazırlanmıştı. Aziz Nesin Laleli’deki RAMADA OTELİ toplantı salonunda bizlere şöyle sesleniyordu. “Ben Alevi değilim. Ama ben sizin kadar geri kafalı bir toplum görmedim. Elinizdeki değerlerin kıymetini bilin kurumlaşın. Vakıf mı kuruyorsunuz ne yapıyorsanız yapın. Birleşin, kenetlenin. Ayrılığı, ayrı düşünmeyi bir tarafa atın. Ben kurucunuz olmam çünkü benim hiçbir inancım yok. Bu işi kendiniz yapacaksınız” diyordu.
Bizdeki bölünmeler, inanç farklılıklarından değil BEN MERKEZLİ düşüncelerden kaynaklanıyordu. Her önüne gelen yeterli- yetersiz herkes baş olmak istiyordu. Eğer ben başkan olursam, benim etrafımda toplanırsanız diyorlardı. O nedenle bir araya gelemiyorlardı. Başkaca da bir sebep yoktu. Daha sonraları bunları sanki ayrı ayrı bir düşünce imiş gibi kamu oyuna yansıtmayı sürdürdüler. Her önüne gelen yazar oldu. Daha önce hiçbir inancı olmayanlar, Alevliliği gericilik gibi görenler, Aleviliği Sünni yobazlığına benzeten bir takım insanlar bu düşüncelerini birtakım yerlerde söylemeye başlayınca bazı gazeteler onlara kucak açtılar. Kimi kadrolu görev aldı, kimi de tefrika halinde kendilerince Aleviliği yorumlayarak bir takım kesimlerin hoşlarına gidecek yazılar yazarak, Aleviliği kırk parça imiş gibi göstermeyi sürdürdüler. Aslında herkes çok iyi biliyor ki Alevlilik 1500 yıldır tektir ve tek bir düşünce etrafında bir inançlar bütünüdür. Burada Alevlilik İslam Dininin Ortodoks(Sünnilik) düşüncesine karşı heteredoks düşüncesini suvunanlar olarak da tarif edilmektedir. Aleviler elbette ve bu nedenlerle homojen bir toplum değildir. Her kesin ayrı ayrı düşüncesi olması kadar doğal ne olabilir ki. Alevilikteki özellik de zaten budur.Aleviler meşveret toplumudur. Alevilerin Cem ayinlerindeki espri de bu meşvereti edep erkan içinde yürütmektir.
İÇİMİZDEKİ GÖRÜNMEYEN ELLER
İçimize sızan bir takım görünmeyen güçlerin elleri sürekli bizleri birbirimize düşürmeyi başardılar. Bizleri ayrı ayrı guruplara böldüler. Önceleri Alevi olduklarını gizleyenler, ya da Alevi olmaktan utananlar, ya da Aleviliği gerici bir inanç gibi görenlerin bugün piyasada onlarca kitapları yayınlanmakta ve hepsi de ALEVİLİK ÜSTÜNE yazılmış kitaplardır. Bu insanlar zaman zaman Televizyonlarda çıkıp ahkam kestiler ve akıllarınca Aleviliği anlattılar veya tarif etmeye kalkıştılar. Bunları halk izledikçe halktan daha da koptular ve halkı kamplara bölmeye çalıştılar. Herkes kendine göre tarif edip yorumlamaya kalkıştı Aleviliği.
İşte bu nedenlerle gerçekler ve doğrusu bilinsin diye SEMAH KÜLTÜR VAKFI KURULDU. Semah Kültür Vakfı da yine o dönemde Üsküdar Uncular Cad. No.67 Üsküdar’daki benim ofisim adres gösterilmek suretiyle kuruldu. Çünkü hiç kimse kuruluş adresini kendi iş yerinde göstermek istemiyordu. Herkes çekiniyordu. Ya saldırı olursa diye düşünüyorlardı ve korkuyorlardı. Semah Kültür Vakfı kurulması için zamanın Devlet Bakanı Fahrettin KURT'TAN bizzat ben randevu alarak görüşmeye bir gurup arkadaşla gittiğimizde Alevilikle yakından uzaktan ilgisi olmayan insanları ön plana çıkarmak için çok gayret sarf edildiğini gördüm. Görüşme sonrası Vakfın kurulmasına ses çıkarmayacaklarını fakat temyiz edeceklerini söylediler. Sonuç ise her şeye rağmen olumlu denilebilirdi.
Dedim ya, herkes baş olursa var olacaklarını, bir de saldırı olursa güvende olmalarını ihmal etmiyorlardı. Vakfın kurulması kamuoyuna yansıyınca dedikleri gibi oldu. Üsküdar Unculardaki Vakfa, adres ve telefonlarıyla günlük gazeteler açıkça haber yapınca, yayınlanan haberlerden sonra gerek telefonla ve gerekse bizzat yazıhaneyi basan silahlı kişilerce tehditler almaya başlamıştık bile. Tehdit edildiğimizi duyan hiçbir vakıf kurucusu ortalık yatışıncaya kadar vakfa uğramadılar. Telefon edip durumu uzaktan izliyorlardı.
Vakfın bu kurulması sırasındaki her türlü silahlı ve sözlü tehditlere ben şahsen birkaç kişi ile göğüs gerdim. Ortalık süt liman olunca yavaş yavaş gelip gitmeler başladı. Ağustos Ayında Hacı Bektaş Veli’yi Anma toplantılarına katılmaya gidip gelişimizde Vakfa ait tüm evraklar, defterler, toplanıp götürülmüş iki gün içinde de vakfın kurulmasında bizzat emek çeken göğüs geren benim de iki hafta üst üste toplantıya katılmadığım gerekçesiyle Vakıftan uzaklaştırılma kararım alınmıştı. İki günlük Hacı Bektaş ziyaretim iki hafta olarak gösterilmişti. İşte bizim BEN MEERKEZLİ oluşumuz dediğime küçük bir örnektir. İşte biz böyle ufak hesaplarla birbirimizi yedik. İşte biz küçük olsun benim olsun düşünceleriyle böyle ufaldık. Alevilik asla ufalmadı, küçülmedi. Biz kendimiz küçüldük, ufaldık.
Vakfın bir takım insanların eline geçmesi serüveni böylece tamamlandıktan sonra benim eskiden beri aklımdan hiç çıkmayan ANADOLU SEVGİ BİRLİĞİ DERNEĞİ fikrini yeniden gündeme aldım. 7 ayrı ilden 7 ayrı kişiyle bu derneğin kurulması yine Üsküdar, Uncular Cad. No67 adresinde benim ofisimde gerçekleşti. Daha sonra Üsküdar, Halk Cad. Griftzen Asım Çıkmazı’ndaki adresimizde tam 5 yıl faaliyet gösterdik. Şu an da ise Çamlıca, Kısıklı Mah. Bulgurlu Cad. Tepelik Sok. No.l0 Üsküdar adresinde faaliyetlerimize devam etmekteyiz.
ALEVİLİK ÜSTÜNE
Alevilik Alevi gibi düşünüp, Alevi gibi yaşamaktır. Bunun dışında Aleviliği bin bir türlü şekillerde tarif etmek elbette mümkündür. Çünkü Alevilik hiç kimsenin tekelinde değildir. Hele hele Alevilik kisvesi altında bulunup hem Aleviliğin aleyhine olabilecek faaliyetlere bulunmak ve hem de ülkeye zarar verici akımlar içinde bulunmak Alevilik inancına taban tabana zıttır.
Alevilik her türlü akımları içinde barındıran kırk ambar değildir. Ancak, Alevilikte hoşgörü sınırlarını aşan saygının, sevginin dışına çıkan, sevimsiz, saldırgan, karşısındaki insanları kitlesel olarak düşman gören bir düşüncenin asla savunucusu olamazlar.